Seçime dört adayla gitmek ne sonuçlar doğurabilir?

14 Mayıs’taki seçim için Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce ve ATA İttifakı adayı Sinan Oğan cumhurbaşkanı adayı olabilmek için yeterli imzayı toplarken, iktidarın seçime çoklu adayla gitme çabasının meyve verdiği ve iki büyük ittifak dışındaki adayların etkisiyle seçimin ikinci tura kalmasının yolunun açıldığına dikkat çekiliyor.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmak isteyenlerin Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) yaptığı başvurunun ardından 100 bin imza toplama süreci Pazartesi günü saat 20.00’de sona eriyor. Başvuran 11 isimden Muharrem İnce sürecin dördüncü gününde, Oğan ise beşinci günde 100 bin imzayı toplayarak aday olmaya hak kazandılar. Aralarında Vatan Partisi lideri Doğu Perinçek ve Türkiye İttifakı’nın adayı Ahmet Özal gibi isimlerin de bulunduğu adayların 100 bin imzaya ulaşması beklenmiyor.

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan imza için başvurmuş ancak Cumhur İttifakı ile anlaşınca adaylığını geri çekmişti.

Seçim takvimine göre YSK’nın imza sürecinin Pazartesi akşamı tamamlanmasının ardından Cumhurbaşkanı seçimi için geçici aday listesini Salı günü ilan etmesi bekleniyor. Kesin aday listesi ise 31 Mart günü yayımlanacak ve aynı gün propaganda dönemi başlayacak.

İnce ve Oğan’la seçim ikinci tura mı kalır?

Mart ayında yapılan çeşitli kamuoyu araştırma kuruluşlarının anketlerine göre İnce’nin oyları şu an için ortalama yüzde 2-3, Oğan’ınki ise yine ortalama yüzde 1-2 civarında görünüyor. Bu iki adaya verilen oylar, genelde Millet İttifakı’ndan geldiği düşünüldüğü için muhalefet için önem taşıyor.

DW Türkçe’nin edindiği bilgiye göre CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile Memleket Partisi lideri İnce arasında beklenen görüşme için henüz bir takvim belirlenmedi ancak tarihin çok da uzaması beklenmiyor.

İnce ve Oğan’ın cumhurbaşkanı adaylıkları ile birlikte seçimin ikinci tura kalması artık daha yüksek bir ihtimal olarak değerlendirilirken, DW Türkçe’ye konuşan uzmanlara göre iktidarın başından beri istemiş olduğu ikinci tur muhalefet için önemli riskler içeriyor.

Siyaset Bilimci Deniz Yıldırım, bu seçimin aslında Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin toplum nezdinde başarılı bulunup bulunmadığının bir oylaması olacağına dikkat çekiyor. Son yerel seçimde büyük şehirlerin biraz da bu kampanya ile kazanıldığını hatırlatan Yıldırım şöyle konuşuyor:

“Şimdi ise ikili adaylı sistemden dört adaylı bir seçime doğru geçiş bir yönüyle bu referandum görüntüsünü sekteye uğratacak.”

Yıldırım, Cumhur İttifakı’nın bir taraftan kendisini genişletirken diğer taraftan “karşı kampı bölme stratejisi” izlediğini belirterek, iktidarın amacının seçimin ikinci tura kalmasını sağlamak olarak okuyor.

Yıldırım, muhalefet için bir diğer riskin ise seçimin ikinci tura kalması durumunda parlamento ile Cumhurbaşkanı seçimlerinde oluşabilecek farklılık olduğunu söylüyor.

Siyaset Bilimci Onur Alp Yılmaz, İnce’nin aldığı oy yüzde 2-3 bile olsa muhalefet için riskli olacağını belirterek, iktidarın kendisine göre kurguladığı seçim sistemi ile yüzde 41-43 oy ile parlamentoda çoğunluğu kazanabileceğini ve ikinci tura bu avantajla gidebileceğini aktarıyor. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“İktidarın nispi seçim sistemini kullanarak yapmaya çalıştığı şey muhalefetin bölünmüşlüğü üzerinden parlamento çoğunluğunu elde etmek. İktidar, ilk turda parlamento çoğunluğunu kazanıp cumhurbaşkanlığı seçimlerini ikinci tura bırakarak Meclis ve cumhurbaşkanlığının aynı partide olmasının bir yönetim krizini aşmakta tek yol olduğunu ve istikrarı vurgulayarak seçmeni ikna etmeye çalışacak.”

İnce kimlerden oy alıyor?

Her ne kadar sosyal medyada çok etkin görünse de İnce ile ilgili en önemli eleştiriler ülke sorunları ile ilgili kalıcı çözüm önerilerinin bulunmaması ve etrafında iyi bir ekip olmaması olarak sıralanıyor.

100 bin imzaya dördüncü günde ulaşabilen İnce’nin partisinin değil ama kendisinin oyları Mart ayının ilk haftalarında yapılan anketlerde yüzde 5’e kadar ulaşmış görünüyordu. Ancak bu oyların ne kadar kalıcı olduğu şu an için bilinmiyor ve İnce’ye oy veren kesimlerin genelde tepkisel oy verme eğiliminde oldukları belirtiliyor ve bu oy oranının seçime az bir süre kala düşme ihtimali olduğuna dikkat çekiliyor.

Yılmaz, İnce’nin oy tabanını şöyle açıklıyor:

“Sayın İnce’nin iki grubun oyuna talip olduğunu söylememiz mümkün. Bunlardan birincisi küskün CHP’liler. İkincisi de merkez siyasetten umudunu yitirmiş, kendisine alternatif arayan ve o nedenle merkezin dışına evrilen bir söylemi benimseyen daha ziyade gençlerin olduğu bir grup.”

Yıldırım da İnce ve Oğan’a verilen oyların daha çok tepkisel oylar olduğunu söyleyerek, “Yüzde 50 artı 1’i kazanmanın dayattığı sisteme çok uygun bir durum değil. Belki parlamenter sistem olsaydı şu an, bu iki aday daha farklı bir pozisyonda olabilirlerdi. Ama tepkisel oylar bu seçimde kazanmaya yol açmayacaktır” diyor.

Macron ile benzerlik kurulabilir mi?

İnce’nin, kendisi ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron arasında paralellik kurduğunu hatırlatan Yıldırım, Türkiye ile Fransa arasındaki önemli farkları şöyle aktarıyor:

“Türkiye’de şu anda Avrupa’da özellikle Almanya ve Fransa’da gördüğümüz şekilde gençlerin siyasetten tamamen uzaklaşması, sandıktan kopması ve tercihsiz kalması gibi bir durum söz konusu değil. Aksine iktidarın gençlikten özellikle çekindiğini görebiliyoruz.”

Yapılan pek çok araştırmaya göre gençlerin en az yüzde 60’ı oyunu Cumhur İttifakı’ndan yana kullanmayı düşünmediğini dile getiriyor.

Yıldırım, cumhurbaşkanı adayları için henüz propaganda döneminin resmen başlamadığını ve iki büyük ittifakın kampanyalarının henüz görülmediğini de hatırlatıyor. İttifakı olmayan tek adayın İnce olduğuna dikkat çeken Yıldırım şu tespiti yapıyor:

“Bu sistem şu anda ittifakları dayatıyor. Millet İttifakı niye ittifak kurdu? Çünkü tek başına hiçbir parti anayasayı değiştirecek, hatta yasa yapabilecek çoğunluğa ulaşmayı mümkün görmüyor. İnce diyelim ki Meclis’e girdi, hangi yasayı geçirecek ya da hangi anayasa değişikliğini yapabilecek?”

Millet İttifakı ne yapmalı?

İnce’nin 100 bin imzayı toplamasının ardından CHP’nin nasıl bir tutum izleyeceği ve Kılıçdaroğlu’nun İnce ile olası görüşmesinde nelerin konuşulacağı da merak konusu.

Yılmaz, İnce’nin 100 bin imzayı toplamasının ardından Kılıçdaroğlu ile görüşmeye eli daha güçlü gidebileceğini söylerken, şunları da ekliyor:

“100 bin imzayı belki sadece pazarlık için koz olarak kullanma noktasında toplamış olsa da İnce kitlelerin manipülasyonuna kolay gelebilen bir durumda. O yüzden niyeti o olsa dahi imzayı topladıktan sonra etrafının da zorlamasıyla bu seçimde ‘illa yarışacağım’ noktasına da gelebilir. Tahmin etmek çok zor.”

Yıldırım ise muhalefetin önünde iki yol bulunduğunu şu sözlerle aktarıyor:

“Millet İttifakı için bence iki yol var. Ya Erdoğan’ın yaptığı gibi kendi rakibi olan, kendinden oy alabilecek partilerle bir şekilde görüşme yolunu seçer ve kendine katar. Örneğin İnce’yi de ittifakın bileşeni haline dönüştürür. Ya da ikinci yol kendinden kaçan kesimlerin endişelerini giderebilecek bir kampanya yapar.”

“Laikliğin tabutuna çivi”

Siyaset bilimcilere göre seçimin çoklu aday nedeniyle muhalefet tarafından kazanılamaması, orta ve uzun vadede siyasi sistem ve temel haklar açılarından farklı olumsuz sonuçlara da yol açabilir.

Yıldırım gerek İnce gerekse Oğan’ın sık sık Atatürkçülük ilkesine vurgu yaptığını ve Millet İttifakı’nı Atatürkçü olmamakla itham ettiğini hatırlatarak, şöyle konuşuyor:

“Öte yandan iktidar muazzam bir İslamcı ittifakı kurmuşken ve laikliğin tabutuna belki de son çiviyi çakacak, kadın haklarının tabutuna son çiviyi çakacak bir ittifakı yapmışken bunu Atatürkçülük açısından asıl tehlike olarak görmeyip muhalefeti hedefe koymanın tabanda mutlaka bir karşılığı olacaktır.”

Yılmaz ise “İnce’nin belki kendi siyasi bekası açısından yapmış olduğu ya da belki kendisine alan açmak için siyaseten yapmış olduğu bu hamle bir daha Türkiye’de hiç demokratik siyasetin zemininin olmamasına sebep olabilir” uyarısında bulunurken, şöyle konuşuyor:

“Batı’ya karşı kendisini meşrulaştırma arayışında olan her rejimde mutlaka bir muhalefet olur. Günün sonunda Türkiye’de de bir muhalefet olacaktır. Ama iktidara karşı denge, denetleme, fren mekanizması yaratmanın ve iktidar değişimi umudunun Türkiye’de diri tutulabilmesinin tek yolu muhalefetin birleşmesi. Seçimin kaybedilmesi durumunda pek böyle bir ihtimal kalmayacağını söylememiz mümkün.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir